Mutlaka İzlenmesi Gereken 10 Film

27 Ağustos 2013

Sizden gelen istekler üzerine “Mutlaka İzlenmesi Gereken Filmler” listesi yapmak için en sevdiğim filmlerin bir listesini hazırladım. Yüzlerce filmi daha makul bir sayıya indirmem gerektiğinin farkındaydım, içimden ne kadar gelmese de çok sevdiğim filmleri birer birer eledim ve en vazgeçilmez ilk 20 filmimi sıraladım. Bu listeyi hazırlarken klasikleşmiş filmlerin dışında yapımları seçmeye özen gösterdim, daha bilinmedik, gizli hazineleri ortaya çıkarmaya çalıştım.

Son zamanlarda, izleyip de uzun süre etkisinden çıkamadığım nadir filmlerden biri 2012 yapımı Ridley Scott imzasını taşıyan Prometheus. Filmin en sevdiğim özelliği, hayran olduğum Millenium Serisi‘nin filmlerinin (Ejderha Dövmeli Kız, Ateşle Oynayan Kız, Arı Kovanına Çomak Sokan Kız) muhteşem yetenekli yıldızı Noomi Rapace‘nin başrolde olması.

Film, başından sonuna kadar, beni derin düşüncelerimin ve dev soru işaretlerinin içine hapsederek listemin başına oturuyor. Prometheus’tan sonra bilim kurgu filmlere ilgimin artması da bir diğer özelliği.

Afişte “Kökenlerimizi aramaya gittiler, buldukları sonumuz olabilir!” yazısı neredeyse filmin özeti niteliğinde.

2

Siyah Kuğu, orjinal adıyla Black Swan, Darren Aronofsky‘ın yönetmenliğini yaptığı 2010 yapımı Psikolojik Gerilim, Dram türlerinin en iyi örneklerinden biri.

Filmin gerçek bir öyküden uyarlanması insanı şaşırtmakla birlikte, film boyunca balenin hep görünen narin tarafının yanı sıra vahşi ve kavgacı tarafını keşfetmek de bir o kadar keyifli. Hikaye, ünlü bale gösteri Kuğu Gölü‘nün etrafında dönüyor. Gösterinin yönetmeni, masum Beyaz Kuğu ve şehvetli Siyah Kuğu rollerini, eserin şimdiye kadar sergilenen versiyonlarının aksine, aynı kişinin canlandırmasını istiyor. Ve birbirine zıt iki karaktere sahip balerinler arasında önü kesilemez bir rekabet başlıyor.

Natalie Portman bu filmdeki başrolüyle 2011 Oscar Ödülleri’nde En İyi Kadın Oyuncu Oscarı’nı kazanmıştır. Natalie’ye eşlik eden güzel gözlü Mila Kunis de film boyunca seyirciyi büyülüyor. İki güzel yıldıza yetenekli oyuncu Vincent Cassel eşlik ediyor.

Can Dostum, çok daha güzel olan Fransızca orjinal adıyla Intouchables (doğrudan çevirisi; Dokunulmazlar) 2011‘e kelimenin tam anlamıyla damgasını vuran Oliver Nakache ve Eric Toledano yönetmenliğinde Komedi, Dram türünde Fransız bir başyapıt.

Film, doğrudan gerçek bir hikayeden uyarlama, hatta filmi harika kılan en önemli özelliği de bu. Hayatı kendinize göre doğru yaşamayı keşfettiğinizde yaşayacağınız mutlulukları, gerçek sevgiyi gözlerinizi dolduracak kadar hissettiren ve tam da o anda keyifli bir kahkaha attıran, belki de Fransız sinemasının en başarılı filmi.

Filmin başrollerini François Cluzet ve Omar Sy paylaşıyor. Film Fransa’da vizyona girdiğinde 2008′de vizyona giren bir Fransız filminin ardından ülke tarihinde en çok seyirci tarafından izlenen film oldu. Can Dostum, 8 kategoride, Fransa’nın ulusal film ödülleri olan César Ödülleri‘ne aday gösterildi ve filmdeki harika performansıyla Omar Sy, En İyi Erkek Oyuncu Ödülü‘nün sahibi oldu.

Orjinal ve daha karizmatik ismiyle The Illusionist, Sihirbaz, 2006 yapımı 19. yüzyılın sonlarındaki Viyana’yı yansıtan bir film. Film Yönetmen Neil Burger‘ın, Steven Millhauser’in Sihirbaz Eisenheim adlı kısa bir hikayesini senaryoya uyarlamasıyla ortaya çıkmış.

Filmin orjinal ismini daha karizmatik ve doğru bulmamın sebebi filmin sihirle, büyüyle bir alakası olmaması. Neden ilüzyon ya da ilüzyonist gibi göz yanıltma yeteneğinin doruk noktalarında gezen  insanları ifade eden, gerçekçi kelimeleri kullanmak yerine, sihir ya da sihirbaz gibi olağanüstü ifadeler kullanmayı tercih ediyoruz bilmiyorum. Ama bence bu filmin adını Sihirbaz olarak değiştirmek, filmin harika ötesi zekasının ve kusursuz planının anlaşılmamasına sebep veriyor.

Filmde karizmatik Edward Norton başrolde bizi karşılarken Jessica Biel de zerafeti güzelliğiyle tüm dikkati üstüne çekiyor. Ayrıca filmin görüntü yönetmeni Dick Pope‘nin en İyi Görüntü Yönetmeni dalında Oscar‘a aday gösterildiğini de belirtmek gerekir.

Terminal, Politik-Komedi, Dram türünde efsanevi yönetmen Steven Spielberg’in 1988′den 2006′ya kadar tam 17 yıl Paris-Charles de Gaulle Havalimanı’nda yaşayan Mehran Karimi Nasseri’den esinlenilerek çektiği bir filmdir.

Filmin başrolünde büyüleyici oyunculuğuyla Tom Hanks bulunuyor. Tom Hanks, her oyuncuya teslim edilemeyecek bu rolün altından öyle başarıyla kalkıyor ki hem oyunculuğun kitabını tekrar yazıyor hem de Forrest Gump, Yeşil Yol gibi filmlerdeki performanslarının ardından şaşırtmıyor.

Film, gerçek bir hikayeden yola çıkıldığı ve alışılmışın dışında bir hikayeye sahip olduğu için konusu itibariyle oldukça çekici. İzlediğim en sade ve çarpıcı filmlerden birisi olarak yerini hala korumaktadır. Ayrıca filmde Tom Hanks’e güzel yıldız Catherine Zeta-Jones eşlik ediyor.

Tam adıyla, Koku: Bir Katilin Hikayesi, orjinal ismiyle ise Perfume: The Story of a Murderer, Patrick Süskind’in ünlü Perfume romanından uyarlama, yönetmenliğini  Tom Tykwer’ın yaptığı 2006 yapımı Dram, Gerilim türünde bir film.

Film, 18. yüzyıl Fransası’nda geçiyor, çekimlerse Fransa, İspanya ve Almanya’da tamamlanmış. Sefalet, açlık ve pislik içinde yüzen Paris’i fon alan filmde, muhteşem bir yeteneğin ne kadar kolay bir katile dönüşebileceği anlatılır.

Başarılı dekorlar arasında gezinirken, Paris’in o dönemki atmosferini neredeyse orada bulunmuşçasına hissettim, tüm kokuları koklamış kadar oldum. Film, belki de duyu organlarının en unutulmuş olanını tekrar gündeme getirmişti. Muhteşem yemekler ve mutfaklar, şahane müzisyenler üzerine sayısız film çekilirken; Koku, izledikten sonra önünüze geleni koklamanıza neden olan, sevgilinizin kokusunu biraz fazlaca duyduğunuzda içten içe bir korkuya kapılmanıza neden olan bir film.

Dünya çapınca çok satan bir romanın, dünya çapınca çok beğenilen görüntülü versiyonu!

Ratatuy: Aşçı Fare, “Mutlaka İzlenmesi Gereken Filmler” listemin tek animasyon film. Ratatuy’dan bahsetmeden önce, listeye onu mu yoksa Karmakarışık (Tangled) isimli süper eğlenceli yeni Rapunzel hikayesini mi alsam karar veremezken, Ratatuy’un ağız sulandıran, karın guruldatan görüntüleri bu yazıda bulunmasını sağladı. Diğer filme de mutlaka göz atmalısınız.

Filmin orjinal ismi, Ratatouille ünlü bir Fransız yemeğinden geliyor. En kaliteli işlere imzasını atan Pixar tarafından 2007 yılının 3D özelliğiyle yayınlanan Oscar ve Bafta ödüllü filmidir. Ben filmi evde 3D’siz izledim ve illede üçüncü bir boyuta gerek olduğunu düşünmüyorum, oldukça keyifliydi.

Klasik, hayallerinin peşinden gitme hikayesini çok sevimli ve uzatmadan, sıkmayarak anlatmasıyla beni can evimden vurdu. Ayrıca film boyunca mutfak-salon arası mekik dokudum, Fransız mutfağının leziz yemekleri gözümün önünden geçip dururken, aksi düşünülemezdi.

Yine aynı adlı, çok ünlü bir Amerikan romanından uyarlanan Boleyn Kızı ya da orjinal adıyla; The Other Boleyn Girl‘ün ilk sorusu şu: Neden filme Türkçe bir ad koyarken orjinalinin başındaki “diğer” kelimesini attınız? Doğru çevirisi “Diğer Boleyn Kızı” olmalıydı, filmin içeriğine uygun olarak.

Boleyn Kızı’nı, başarılı dönem filmlerine hayran olmamın dışında çok beğenmemi sağlayan sebeplerinden biri, güçlü oyuncu kadrosu. Hayranı olduğum Scarlett Johansson‘ın “diğer Boleyn kızı” olduğu filmde, başarılı oyuncu Natalie Portman ve yakışıklı Eric Bana bulununca filmi izlemek de bir hayli keyifli oluyor.

Filmin ikinci sorusuysa şu: Bir kadının en büyük isteği, kız kardeşini ezip geçmesini gerektiriyorsa neler olabilir? Ve bu en büyük istek AŞK, güç, para, iktidar hırsı ve elde etme arzusuysa? 

Boleyn Kızı, ailesinin hırslı baskısı yüzünden Kral 8. Henry’nin aşkı için rekabet eden iki güzel kız kardeşin hikayesini, en ihtiras dolu, en seksi ve gizemli bir kraliyet döneminde ele alıyor.

Ben Efsaneyim, orjinal adı I Am Legend, Will Smith‘in oyunculuk şovu olarak Francis Lawrence‘ın yönetmenliğinden çıkmış 2007 yapımı, kıyamet sonrasını konu olan bir film.

Filmde, Will Smith, yeryüzünde insan yapımı virüsten etkilenmeden, hayatta kalan tek insan olduğunu düşünen askeri bir viroloğu canlandırıyor. Film, her başarılı yapımda olduğu gibi, bir romana dayanıyor. Richard Matheson‘ın 1954‘te yazdığı  “I Am Legend” (Ben Efsaneyim) adlı roman, Türkiye’de 1972′de hiç bir şekilde anlam veremediğim “Hepimiz Vampiriz” adıyla yayınlanmış. Dünyada kalan son insanın yaşamını konu alan olağanüstü başarılı bir hikayeyi neden bir vampir hikayesi gibi sunduklarına kendileri bir anlam verememiş olacaklar ki, kitap daha sonra orjinal adıyla basılmış.

Aslında; Ben Efsaneyim, hikayesi, 3 farklı isim ve 3 farklı “efsane” adamla 3 kez sinemaya uyarlanmış. Ancak, teknik bakımından en güçlü versiyonu elbette 2007 ve son yapım olanı.

Sil Baştan, En İyi Özgün Senaryo dalında Oscar ödüllü 2004 yapımı, Michel Gondry‘nin yönetmenliğini üstlendiği Romantik, Dram türlerinin en meşhur filmlerinden biri.

Filmin orjinal ismi ise pek bir ilginç, ünlü şair Alexander Pope‘un Eloisa to Abelard isimli şiirinin meşhur bir dizesi; Eternal Sunshine of The Spotless Mind! yani; “Lekesiz zihnin sonsuz güneşi”.

Film, Jim Carrey‘nin artık “sulu komedi” yapmaktan sıkılıp farklı arayışlara yöneldiği bir döneme geldiği için bu filmde oynamasının da tesadüf eseri olduğunu düşünüyorum. Ancak güzel bir tesadüf! Jim Carrey’ye en çılgın haliyle Kate Winslet eşlik ediyor.

Sil Baştan, tuhaf bir aşk hikayesini konu alarak, sevgililerin birbirine unutmasının en uç noktasında geziyor, zihin sildirmek! Aslında bu filmi en iyi anlatan sıfat “tuhaf”, neyse ki ikinci izleyişinizde tüm olayı kavrıyorsunuz, yani “neredeyse tüm olayı”!

VN:F [1.9.22_1171]
Rating: +4 (from 4 votes)
Derecelendirme:
VN:F [1.9.22_1171]
Rating: 0.0/10 (0 votes cast)

Kullanıcı Yorumları


Yorumlar kapalı.


Benzer Haberler


15 Mart 2014, Yorum Yapılmamış
15 Mart 2014, Yorum Yapılmamış
04 Mart 2014, Yorum Yapılmamış
28 Şubat 2014, Yorum Yapılmamış
27 Şubat 2014, Yorum Yapılmamış